Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mütemadiyen Fikrim Var

Düşündüm ve bir karara vardım. Artık fikirlerimi blogda paylaşacağım. Nasılsa hayata geçirme kısmında yarım kalıyorum. En azından Tea.co gibi fikrimi eyleme dönüştürenlerden bahsedildiğinde 'aaa 3 sene önce iş plaını yazmıştım' dediğim zaman boş konuşma bakışlarıyla karşılaşmayayım. Tiryaki'ydi adı diye devrik ve duygusal bir cümleye girmeyeceğim tabi ki ama çok umut bağladığım, elle tutmadan sevdiğim, bu kez olur dediğim bir hazırlık süreciydi. Neyse, ben de hobi olarak fikir üretip iş planı hazırlıyorum, kitap okumak gibi bir şey.
     Tabi bookbas faciası var bir de. Kabuk bağladı yarası artık. Evladım gibiydi, çiçeğim benim. Onun hikayesi buralarda bir yerde olacaktı. Ama, muadillerimden de anladım ki bizim memlekette kitap okumayla ilgili işler yeterli ilgiyi görmüyor, ve popülerlik kazanmıyor.
      Yıllar önce Intel'in Teknoloji ve Girişimcilik Eğitimi'ne katılmıştım. Fikir üretiyoruz orada da. İş planı hazırlayıp tartışıyoruz v.s. 2011 ya da 2012 yılı sanı…
En son yayınlar

Şu Boğaz Harbi

Hep bir boğaz derdi. Hep bir kaygı, ve daha fazlası. Bir koltuk sevdası. Asla yetinemediği kimsenin, ve elindekinin değerini bilmediği. Hunharca harcayıp bi kenara attığı, daha fazlasını daha iyi sandığı. Dahası, iyiynin hep başkasında olanı sandığı. Hep eskinin özlendiği zamanlar, çünkü an en kıymetsiz kavram. Esasen anlaşılsa bir anın kıymeti, işte o zaman anlaşır yaşamın özü. Bir nefes daha hakkın var mı biliyor musun ki. Ama hep bir boğaz derdi. Uğrana can yakılan, harp edilen, hak yenen boğaz.  Boğazdan artık ne anlarsan. Ne güzel dilimiz var, bir boğaz diyorsun, birçok şey anlatıyorsun. Boğaza nefis de istersen, istersen karın doyurmayı anla, ister Çanakkale’yi an, istersen canım İstanbul’u. Hayatın yükü boğazında düğümlenmesin, hayat o kadar zor değil. Zorlaştırma, ağırlaştırma. Haklının yanında ol, kötülüğün karşısında. Yetinmeyi bil. En çok da sevmeyi.

Termik Santral

Meydanı boş buldum, vakit de çok. Hem okuyorum hem yazıyorum.
Uzun zamandır bizim gündemimizde olan bir konu var, kömürlü termik santral.
Şu yazıyıyarısına kadar okusanız zaten kanınız donacak. Bakanlık  kömürlü termik santralin zararlarını çok güzel bir şekilde yayınlamış. Ben dehşete düştüm, bu kadar ayrıntılı bilgim yoktu. Buna rağmen, insan sağlığını bu derece olumsuz etkileyen bu yatırım neden yapılıyor? Türkiye'de en kirli hava Keşan'da ölçülmüş. Bu bahane olabilir mi? Zaten Keşan-Çerkezköy birbirine çok da yakın yerleşimler değil. Ayrıca kömürün külleri radyoaktif madde içeriyor, hangi hava kirliliği bunu mazur gösterebilir? Son teknoloji filtreler vs. kullanılacağından bahsediliyor. Madem teknolojiyi kullanmada bu kadar iyiyiz, neden kıymetli madenleri işlemede bu teknolojiyi kullanmıyoruz?
Doğalgaza dayalı elektrik tüketimi fabrikalardan dolayı çok yüksekmiş. Bu bahane olabilir mi? Başka enerji kaynağı mı yok? Bunca binalar dikiliyor, neden sen devlet olarak güneş ene…

Merhaba Tiyatro

Bugün evdeki 4.günüm. Henüz adapte olamadım. Saatin bile farkında olamıyorum. Bu kısa tatili nasıl değerlendirsem diye kıvranıyorum. Evde olmak sıkıcı değil hele ki onlarca okunacak kitap varken ama ne olursa olsun çalışmak çok güzel. (ay ben mi kurdum bu cümleyi, bankacı şeyma :P) Zaten ben çalışmayı seviyorum, sektörel sıkıntım var.
Dün İz TV'de Rüştü Asyalı vardı. tiyatroya ömrünü, gönlünü vermiş. O kadar güzel anlattı ki aylardır tiyatro izleyememenin acısı içime oturdu.
Onlar Ankara'daki Küçük Sahne'yi gösterirken ben de aldım başımı Konak Sahnesi'ne gittim. Kokusu doldu burnuma. tavandaki işlemeleri izledim. kadife perdelerine, kocaman pencerelerine, apliklererine baktım. Ah ne zarafet. Neden bu kadar geç kaldım tiyatroya bilmiyorum. Halbuki 6 yaşında izlemiş Rüştü Asyalı ilk oyununu. Ne şanslı. O çocuk zihninde ne büyük ihtişamla yer etmiş tiyatro, haklı olarak. Hamlet'ten bir tirad okudu, beni benden aldı.
Ah işte şu talı köyümün en büyük eksiği. Gelen tüm…

Özgür Müyüz?

Geçen ay Kübra'yla konuşuyoruz telefonda, Amerika'da doğum falan, ilk defa duydum şirketler varmış v.s. hoş beş, kapattık. Akşam oldu instagramda geziyorum, reklam çıktı: Amerika'da Doğum. Ne oluyoruz dedim önce, önemsemedim sonra.
Geçtiğimiz hafta evdeyiz, muhabbet ediyoruz. Kaz Dağları termal otelden bahsetti abim, üzerine biraz konuştuk. Ertesi gün yine instagramda reklam: Kaz Dağları Termal Otel.
Çekinmedim değil bu durumdan.
Şimdilerde 1984'ü okuyorum. Çok geç kalmışım okumak için. Orada tele-ekranlar var, her an izliyorlar sizi, dinliyorlar, gerektiğinde müdahale ediyorlar. Kimse özgür değil.
Peki biz, özgür müyüz? Bu olanlar normal mi? Paylaşarak özgürleştiğimizi sanıyorken, köleleşiyor muyuz?
Uğur Özmen sık sık değiniyor yazılarında, 2014 tarihli bu yazısından şu cümleleri alıntılamak istiyorum: "Endişem odur ki, biz gerçekleri anlamak için ısrarcı olmazsak… Gelecekte bizi yönetenleri Facebook, Google, Amazon seçecek. Bizim için en iyisinin onlar oldu…

Beyaz Köleler

Beyaz Cam'ın köleleri. Benim Beyaz Kölelerim. Kanallar arasında gezerken tesadüfen denk geldiğim bazı görüntülere tahammül edemezken, nasıl oluyor da saatlerce dizilere esir olabiliyorsunuz?


Bu konu aslında çok boyutlu. Sosyolog ya da psikolog değilim, derin bir şekilde konuyu ele alamam, ben sadece mevcut durumdan rahatsızım, ve buna istinaden bir iki kelam etme hakkını kendimde buluyorum.


Biz, sıradan gelir düzeyine sahip olanlar ve ailelerimiz, hiçbirimiz boğazda bir yalıda yaşamıyoruz. Çocuklarımızın hastanede karışmış olma, ve aslında para içinde yüzen biyolojik anne babaya sahip olma ihtimali neredeyse yok. Ya da, evlatlık verilmiş olup birden milyoner babanızı bulma ihtimaliniz de çok düşük. Üniversitedeki en zengin çocuğun sizin peşinizden koşma, aşık olma vs. varsayımını hiç dile bile getirmiyorum. Nedir bu para sevdası? Nedir bu milletimizin kafasına sokulan hayaller? Sonra borç batağına sürüklenenler mi ararsınız, hayal dünyasında yaşayıp duvara toslayanlar mı, kompl…

Serzeniş

Baştan söyleyeyim, Nazan Hoca'yı çok seviyorum ve başarısına zekasına saygım sonsuz. keşke onun gibi olabilsem.
konumuza gelelim.
Bizim İİBF için facebook sayfası açıldı birkaç gün önce. bugünkü haber peryönle yapılan bişey meleği anlaşması. ben söleyeyim ne olduğunu; hoca yalakalarının kayırılmasının, istihdam edilmesinin resmileştirilmesi. artık tak ettiği için öylece yazıyorum.
peryön tek kelimeyle balon. arkadaş ayak üstü bulduğum slogan sebebiyle beni seminere çağırdılar. çok havalı. yüzde bir milyon ihtimalle dernek başkanı benim tesettürlü olduğumu bilse asla ve asla çağırmazdı. tepekule salonu çok büyük değil ama ağzına kadar doluydu o seminerde. ben de mutluyum tabi bir salon dolusu ik yöneticisi, ben kıytırık ama balon bi şi başarmışım ordayım, bağlantılar kurabilir, belki iş bulurum falan diyorum,heycanlıyım, mutluyum. o zamanlar daha umutluyum tabi, idealist genç mezunum ya. ne oldu biliyor musunuz? hiç. neredeyse kimse yüzüme bakmadı. salonda benden başka başörtülü yo…